
5 Nisan 2025
Bugün imamoğlu’nun Saygeçit köyüne gitmeyi planladık. Bu köyde Baltalı isminde 1600 yılları sonları ile 1700 yıllarının başında yapıldığı tahmin edilen Adana ile Kozan’ı birbirine bağlayan köprüyü görmeye karar verdik. Köprünün ismi Baltalı denilen bir Türkmen topluluğundan aldığı tahmin edilmektedir. Yüreğir, Sarıçam ardından İmamoğlu’na geldik. Bana yolculuk boyunca Nişanlım Şule Hanım eşlik etti. İmamoğlu Belediyesi yazan kapıyı geçtikten sonra sağ tarafa girdik. TOKİ evlerinden sonra köye girdik. Camiyi gördük ve yol üzerinde mola verdikten sonra çevrede gördüğümüz insanlara köprüye nasıl gideceğimizi sorduk. Yola devam etmemiz gerektiğini ve tarlaların içinde olduğunu ama araba ile gidilmesinin imkansız olduğunu gittik. Fazla ilerlemiş olacağız ki Aladağ yoluna çıktık. Geri dönüp Gökvelioğlu sokağına girdik. Sağ tarafta bulunan ilk eve girip selam verdik. Selam verdiğimiz kişiler yolu tarif etmeden önce bizleri yemeğe davet edip ilk defa gördükleri insanlara evlerini açmak isteyip Türk insanın konuksever olduğunu gösterdiler. Tabi vaktimiz kısıtlı olduğu için teşekkür ederek bu gönlü ve eli bol bu insanların tekliflerini kibarca reddettik. Gelelim yol tarifine. Selam verdiğimiz bu insanlar az ileride bulunan taşlı ve çamurlu yoldan aşağı inip üç yüz, dört yüz metre gittikten sonra görebileceğimizi söylediler. Şule Hanım ile birlikte yola yürüyerek devam ettik. Sumak ağaçları, böğürtlen ağaçları yol boyunca bize eşlik ettiler. Sağlı sollu buğday ve ayçiçeği tarlaları arasında bulunan yoldan devam ediyorduk hedefimize doğru. İnekleri otlatan birini gördük işimizi garanti altına almak için köprüyü ona da sorduk. İleride bulunan dut ağacından sonra karşımıza çıkacağını söyledi. Dut ağacından sonra yol bitti. Yolun bittiği yerde su sesi gelmeye başladı. Su çamurlu olarak akıyordu. Buğdayları çiğnenmemek için tarlanın kenarından devam ettik. Otların arasından taşları gördüğümüzde köprüye geldiğimizi anladık. Köprü tek gözlü kemerli bir yapı. Kesme taşlardan yapılmış yer yer kaba taşlardan da faydalanmış. Köprüde herhangi bir kitabe bulunmuyor. Köprü günümüzde pek aktif bir görev görmüyor. Köprüyü fotoğrafladıktan sonra köyün içine doğru hareket ettik. Arabamız yukarıda kalmıştı. Köprüye gelirken ayakkabımız çamur olmuştu bu durum hareket etmemizi sınırlıyordu. Çamurlu ayakkabılar ile geldiğimiz yoldan geri döndük. Arabaya binip camiye geldik. Cami bahçesinde üç tane Roma devrinden kalma sütun taşları bulunuyordu. Cami 1974 yılında inşa edilmiş. Caminin minaresinin kapısının üstünde eski harflerle yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabede yazanlar:
“Ey Huda lütfunla kerem it küşad eyle
Bu hayrat sahiblerini iki cihanda şad eyle
1368”
Bu tarihi miladiye çevirdiğimizde karşımıza 1948 yılı çıkmaktadır. Camide yazan tarih ile minarenin kitabesinde yazan tarih birbirini tutmamaktadır. Muhtemelen cami 1974 yılında tadilat görmüş ya da yeniden yapılmış.
Cami önünde bulunan sütunları Antik Yunanca bilen arkadaşlara gösterdiğimde sütunlardan cami kapısına en yakın olanda Dimitrios ve Dios Polis (Zeus Şehri) kelimeleri yazmakta olduğunu öğrendim. Burada yazan harfleri yapay zekâya aktardığımda şu ifadeyle karşılaştım:
“Tanrıça Euthymia adına, ayın öncesindeki yılda, Hyperberetaios’un 8’inde, Demetrios ikinci tarafından, Zeus’un şehri ve Episios için biz adadık.”
İmamoğlu’nda yaptığım araştırmaya göre diğer taşlar ise iki kişinin babaları anısına dikildiği bilgisine ulaştım. Ayrıca MS 99 yılına ait olduğuna dair bilgisini edindim.
Saygeçit’e gelmeden önce bu köyün mezarlığında Osmanlı döneminden kalma mezar taşlarının varlığını öğrendim ama vaktimiz dar olduğu için mezarlığı ziyaret edemedik.
Köyde gezerken küçükbaş hayvanlardan keçilerin ve büyükbaş hayvanlardan ineklerin beslendiğini gördüm. Ayrıca buğday, ayçiçeği tarımı yapıldığı ve zeytin yetiştirildiği apaçık belli.
Daha sonra bu ilçeye gelme fırsatımız olursa Altınini köyünde bulunan mağaraları gezmeyi düşünüyoruz. Çünkü bu mağaralar tarihi bir öneme sahip olmakla birlikte ilgimizi de fazlasıyla çekmekte.