
10 Temmuz 2025
Tarsus’u rahat bir şekilde gezmek isterseniz ve sıcağa alışkın değilseniz kesinlikle bu mevsimi seçmeyin. Çünkü eşimle birlikte perişan olduk. Sıcaktan o kadar terledik ki gözlüklerimizin kenarından akan tuzlu su damlaları ağzımıza giriyordu.
Şunu belirtmem de önem olduğunu düşünüyorum Tarsus’u gezerken zincir marketlere rastlamadım. Galiba belediye yerel esnaf kazansın diye zincir marketlere ruhsat vermiyor.
Adana’dan hareket edip otoban üzerinden Tarsus’a giriş yaptık. Durduğumuz ilk yer ise –taş binalar dikkatimizi çekti- St. Paul Anıt Müzesi’nin olduğu yer. Daha doğrusu buraya planlı gelmedik. Kilisenin daha doğrusu müzenin olduğu yere geldik. İçeri girip danışmadan şehir haritası aldık. Kilisenin bahçesinde akantus yaprak işlemeli taşlar, mezar taşları ve koca topları gördük. Burada en çok dikkatimi çeken ise üzerinde haç işareti olan Osmanlıca yazılmış mezar taşıydı. Bahçede belli bir bölümü geziyorsunuz. Bir kısım daha var ama kapısı kilitli olduğu için giremedik. Daha sonra kilise içerisine girdik. Bizimle birlikte iki kişi girdi ve istavroz çıkardılar. Kilisenin tavanında fresko bulunmaktaydı. Fresko kısmen dökülmüş durumda. Freskoda ortada Hz. İsa; Hz. İsa etrafında ise Luka, Matta, Markos, Yuhanna İncillerini temsil eden kişiler bulunuyor. Bu kişilerin yanlarında ise koruyucu olarak; melek, aslan, boğa ve kartal bulunuyor. Melek olan fresko dökülmüş. Kilisede anladığım kadarıyla ibadet ediliyor çünkü sandalyeler bulunuyordu.

Arabayı park etmede sorun yaşarız diye yürüyerek gezmeye karar verdik. Kiliseden sonra yolumuzun üzerinde bulunan Bilal-i Habeşi Mescidine geldik. Mescidin kubbeli bir tavanı var. Mescidin alt tarafı kaba taşlardan üst tarafı ise kesme taşlardan yapılmıştır. Huniyi andıran dört penceresi vardır. Mescidin girişinde bir tane kuyu bulunmakta. Mescidin giriş kapısında bulunan sütunların üstündeki taşlar başka yerden getirilmişe benziyor. Çünkü işlemeler bakımından Roma devrinden kalmaya benziyor. Mescidin içi çok sıcak aşırı terledik. Mescidin yanında bulunan şadırvanda sıcağa dayanamayıp yüzümüzü yıkadık. Buradan çıktıktan sonra Kırkkaşık Bedestenine girmek istedik ama saat on bir civarı olmasına rağmen kapalıydı. Civarda bulunan kafelerin birine oturduk reyhan içtik. Kaynar diye bir içecek de satıyorlarmış. Soğuk bir içecek olsaydı talep edecektik ama bu sıcakta sıcak bir içecek gitmeyeceği için reyhan da karar kıldık. Kaynar nedir diye sorduğumda birçok baharattan oluşan bir içecek olduğunu öğrendim. Burada biraz mola verdikten sonra Kubat Paşa Medresesine yürüdük. Medrese günümüzde şehrin hafızasını zamanımıza aktaran bir müzeye çevrilmiş. Müze binasının tarihi dokusu insanı geçmişe götürüyor. Eski tarım aletlerinden (düven, saban…), yöresel kıyafetlere kadar birçok malzeme yakın zaman içinde bir gezi yapmanızı sağlıyor. Benim en çok ilgimi çeken ise eski fotoğraf makinelerinin olduğu odaydı. Medreseyi gezmeniz fazla vaktinizi almıyor. Buradan çıktıktan sonra Hz. Daniyal Peygamberin Türbesine geldik. Burada iki tane kadın duaları kabul olduğu için lokum dağıtıyorlardı. Daha doğrusu adak adamışlar. İçerisinde Roma devrinden kalma devasa kemerli yapı bulunmakta. Açıkçası üzerimize yıkılacak diye içimde biraz ürperti oldu. Türbenin cami olarak kullanılan kısmı Osmanlı zamanında 19.yy’da inşa edilmiştir. Buranın basık bir havası var galiba yaz ayının vermiş olduğu bir durum.

Hz. Daniyal Peygmaberin Cami Tavanı
Buradan çıktıktan sonra Ulu Camine geldik. Caminin avlusunda çocuklar oyun oynuyorlardı. Cami içerisinde gezerken cami imamı Mahmut Turan Hoca yanımıza gelip cami hakkında bilgiler vermeye başladı: “1579 yılında Ramazanoğullarından Piri İbrahim Paşa tarafından yapılmış. Memluklular ve Selçuklular esinlenerek yapılan bir cami. Anadolu’da belirli yerlerde yapılmış camilerden bir tanesi. İçeride ziyaretler var: Halife Me’mun kabri var, Şit aleyihhisselamın makamı var, Lokman aleyihhiselamın makamları var. Aynı zamanda camimiz haremdir. Harem demek yani Beytullah’ın şubelerinden bir tanesi. Onun işareti de mihrabın önünde bir tane siyah taş var. O, harem olduğunun bir işareti. Aynı zamanda altı yüz on metre kare bizim camimiz. Uzun ve dar yapılmış. Onun nedeni ön safta sevabın çok olduğudur. Selçuklu’dan esinlenerek yapılmış. Aslında baktığımızda 813 yılında buraya Halife Me’mun gelmiş. Üç yüz tane Anadolu’dan müderris getiriyor. Burada tedrisat yapıyorlar. Bizim ön tarafta Hz. Bilal mescidi var. Rivayete göre o mescitle Ulu Cami arasında Hz. Bilal dokuz vakit ezan okumuş.” Daha sonra Mahmut Hoca, camiye girerken sağ tarafta bulunan sütunun yanına geldik. Sütunun alt tarafında bulunan metal halkada yazanları gösterdi bize Mahmut Hoca. Sütunda yazanlar: “Bunu yazana Allah rahmet eylesin
Yarın olur ya mal mülk harap ela göz siyah kaşlar olur turab
İlimsiz gerekmez bana hayatı ilim ile nasip eyle cenneti.
Sene 1135”
Daha sonra caminin dış tarafına çıktık. Kapının üst tarafında halka biçiminde aynı ayet dört defa yazılmış: “Kul kullun ya’melu ala şakiletihi”. İsra suresinin 84. Ayeti kerimesinin Türkçesi Mahmut Hoca’nın dediğine göre “herkes kendi şahsiyeti üzerine yaşar”.
Buradan ayrıldıktan sonra yolumuz Eski Camiye düştü. Eski cami kiliseden camiye çevrilmiş kesme taşlardan inşa edilmiş bir mabet. Binayı yüzyıllardır ayakta duran dut ağacı kalınlığında olan sütunlar ayakta tutuyor. Eski Cami yanında tarihi Roma hamamı bulunuyor. Hamam bayağı tahrip olmuş ve yıkılmış. Kısmen ateş taşlarından kısmen kaba taşlardan inşa edilmiş bir yapı.
Çok sıcak olduğu için gittiğimiz yerlerde fazla duramıyorduk. Buradan sonra Tarsus’un eski evlerine gittik. Tarsus eski evleri gezerken adeta tarihe şahitlik ediyoruz Taş evler sokaklarda taşlarla döşeli ama evlerinde öyle bir hava var ki sanki kimse yaşamıyor gibi. Bazı evler otele çevrilmiş bazı evler kafe restoran tarzında değerlendirilmesi aslında hoş bir şey ama buraya gelecek olursanız sonbaharda kış aylarını tercih edin çünkü aşırı sıcak.
Buradan sonra da Miralay Ahmet Bey Camii’ne geldik. Caminin kuzey tarafında bir kuyu bulunmakta. Caminin kapısında kufi yazıyla Maşallah yazmakta. Caminin avlusunda bir sebil bulunuyor. Buz gibi suyu var. Bu sudan ne kadar içseniz de bu mevsimde hararetiniz dinmez. Caminin iç tarafı oldukça sade ve tavanı ahşap kaplamalı. Caminin minberi betonarme.
Buradan sonra da St. Paul Kuyusuna geldik. Buraya giriş ücretli müze kartınız varsa ücretsiz girebilirsiniz. Burada bir adet kuyu bulunuyor.
Bir il ya da ilçenin kimliğini öğrenmek istiyorsanız o yerin müzesine gitmeniz gerekir. Bizde öyle yaptık ve müzeye gittik. Müzenin girişinde sağlı sollu kocaman küpler bulunuyor. Daha sonra sizi lahitler ve kabartmalar karşılıyor. Müze içerisinde gözyaşı şişeleri, heykelcikler, hançerler, tabancalar, yatağanlar bulunuyor. En çok sikkeler ilgimi çıktı. Sikkelerin olduğu yerde dokunmatik ekran bulunuyor. Bu ekrandan bakarak sikkeler hakkında bilgi alabilirsiniz.
Gezimiz bitmek üzereydi. Şansımızı deneyerek Kırkkaşık Bedestenine gittik. Açılmıştı. İçerisinde magnetlerden tutun keçiboynuzundan yapılan lokumlara kadar bir sürü hediyelik eşya bulunuyor.
Dediğim gibi burayı gezmek için uygun zamanı kollamanız gerekir.